2026’da İş Sağlığı ve Güvenliğinde Neler Öne Çıkacak?

İSG Teknik Ölçüm - 2026’da İş Sağlığı ve Güvenliğinde Neler Öne Çıkacak?

Adam Pope, Draeger Safety UK

Yapay zekâ ve bağlı teknolojilerin hızla yaygınlaşmasından, yangın güvenliği ve solunum riskleri gibi temel konulara yeniden odaklanılmasına kadar Dräger, 2026 yılında iş sağlığı ve güvenliği (İSG) alanında dikkat edilmesi gereken başlıca eğilimleri değerlendiriyor.

Endüstriyel Büyüme ve Temiz Enerji Dönüşümü

Ekonomik belirsizlikler sürse de Birleşik Krallık Hükümeti’nin büyüme ve ulusal yenilenme hedefi kararlılığını koruyor. Büyük altyapı projelerine ayrılan fonlar ve savunma harcamalarının artırılmasına yönelik planlar bu yaklaşımın somut göstergeleri.

Enerji politikalarında ise üç temel odak noktası dikkat çekiyor:

  • Enerji güvenliği

  • İthalata bağımlılığın azaltılması

  • Düşük karbonlu enerji üretiminin hızlandırılması

Son bütçe açıklamalarında duyurulan geniş ölçekli nükleer yatırım programı, temiz enerjiye verilen stratejik önemin altını çiziyor.

Birleşik Krallık, karbon azaltımı ve temiz enerji yatırımlarında küresel ölçekte güçlü bir konuma sahip. Ancak mevcut hedeflere ve uzun vadeli politika amaçlarına ulaşılabilmesi için sürdürülebilir enerji yatırımlarının artarak devam etmesi gerekiyor.

Bu büyüme beraberinde yeni bir güvenlik ortamı da getiriyor.

Özellikle: 

İSG profesyonellerinin, gelişen teknolojilerin güvenlik boyutlarını daha derinlemesine anlamasını zorunlu kılıyor.

Dräger’in University of Aberdeen gibi akademik kurumlarla yürüttüğü iş birlikleri, bu yeni risklerin hem teorik hem de pratik düzeyde ele alınmasına katkı sağlıyor. Akademik çözümler ile sahadaki ticari ve operasyonel gerçeklerin uyumlaştırılması, sürdürülebilir ve uygulanabilir güvenlik stratejileri açısından kritik önem taşıyor.

İSG Teknik Ölçüm - 2026’da İş Sağlığı ve Güvenliğinde Neler Öne Çıkacak?

Yapay Zekâ ve Bağlı Güvenlik Sistemleri

2026’da iş güvenliğinde en belirgin dönüşümlerden biri:

Reaktif yaklaşımlardan gerçek zamanlı, veri odaklı güvenlik yönetimine geçiş

Kuruluşlar giderek daha fazla:

  • Sürekli (always-on) izleme sistemleri

  • Bağlı gaz algılama çözümleri

  • Kritik işlerin canlı takibi

  • Otomatik uyum ve raporlama teknolojileri

kullanmaya yöneliyor.

Bu değişim, güvenlik teknolojilerinde inovasyonun yönünü doğrudan etkiliyor. Amaç artık yalnızca olay sonrası müdahale değil; risklerin oluşmadan önce tespit edilmesi ve yönetilmesi.

Güvenlikte Yeni Model: “Safety as a Service”

Çalışan güvenliği işletmeler için vazgeçilmez bir öncelik olmaya devam ediyor. Ancak daralan bütçeler, şirketleri ekipman edinme yöntemlerini yeniden düşünmeye itiyor.

Bu noktada kiralama modelleri öne çıkıyor.

Kiralamanın Sağladığı Başlıca Avantajlar

Dräger’in yıllık DSHAW araştırmasına göre:

  • Katılımcıların %55’i ekipman kiralamaya olumlu yaklaşıyor

  • Enerji sektöründe bu oran %67’ye yükseliyor

Özellikle yüksek riskli sektörlerde güvenlik harcamalarının doğal olarak daha yüksek olması, kiralama çözümlerini daha cazip hale getiriyor.

Kiralama modelleri, satın alma ile birlikte kullanıldığında: küçük ölçekli işletmeler ve finansal baskı altındaki firmalar için önemli esneklik sağlıyor.

Ayrıca yeni nesil ekipmanlar genellikle;

eğitim sürecini de kolaylaştırıyor.

İSG Teknik Ölçüm - 2026’da İş Sağlığı ve Güvenliğinde Neler Öne Çıkacak?

Back-to-Basics: Temel Güvenlik Risklerine Dönüş

İş sağlığı ve güvenliğinin kapsamı her geçen yıl genişlemeye devam ederken, 2025 yılında dikkat çeken önemli bir yaklaşım değişimi yaşandı. Son yıllarda mental sağlık ve çalışan refahı konularının güçlü şekilde öne çıktığı görülse de, sahadaki uygulamalara bakıldığında işletmelerin geleneksel güvenlik risklerine yeniden daha yoğun bir şekilde odaklanmaya başladığı gözlemlendi.

Dräger’in DSHAW araştırma verileri bu değişimi açıkça ortaya koyuyor. 2024 yılında çalışanların mental sağlığı ve işyerinde iyi oluş hâli, şirketler tarafından en öncelikli güvenlik başlığı olarak değerlendirilmişti. Ancak yalnızca bir yıl içerisinde bu konu öncelik sıralamasında gerileyerek üçüncü sıraya düştü. Bunun yerine yangın güvenliği, solunum riskleri ve gaz tehlikeleri gibi daha “klasik” iş güvenliği konularının yeniden ön plana çıktığı görülüyor.

Bu tablo, mental sağlığın önemini yitirdiği anlamına gelmiyor. Aksine, işletmelerin fiziksel güvenlik risklerini yeniden merkezine aldığı ve temel güvenlik unsurlarını daha güçlü biçimde ele almaya başladığına işaret ediyor. Özellikle yüksek riskli çalışma ortamlarında, somut ve doğrudan tehlike oluşturan risklerin önceliklendirilmesi, güvenlik stratejilerinin doğal bir parçası olmaya devam ediyor.

Eğitim ve Yetkinliğin Süregelen Rolü

2025 yılına ilişkin bir diğer önemli gözlem ise eğitimin iş güvenliğindeki vazgeçilmez rolü oldu. Teknolojiler değişse, risk türleri çeşitlense ve güvenlik anlayışı evrilse de, çalışanların bilgi ve farkındalık düzeyi hâlâ güvenliğin en kritik belirleyicilerinden biri olmayı sürdürüyor.

Özellikle güvenlik kritik ortamlarda, temel risklerin doğru anlaşılması, yeni teknolojilerin etkin ve doğru kullanılması ve sürekli farkındalık kültürünün oluşturulması hayati önem taşıyor. Güvenlik ekipmanlarının veya sistemlerinin ne kadar gelişmiş olduğu kadar, bu çözümleri kullanan kişilerin yetkinliği de güvenliğin gerçek seviyesini belirliyor.

Bu nedenle eğitim, artık yalnızca bir yasal gereklilik değil; risk yönetiminin ve sürdürülebilir güvenlik kültürünün temel yapı taşlarından biri olarak görülüyor.

Psikolojik Güvenlik: Güvenliğin Yeni Boyutu

Adam Pope’un dikkat çektiği önemli bir kavram:

“2025 yılında psikolojik güvenlik kavramının daha sık kullanılmaya başlandığını gördük.”

Psikolojik Güvenlik

anlamına geliyor.

İş güvenliği anlayışı giderek yalnızca prosedürlere uyum odaklı bir yapıdan uzaklaşarak, kültür, güven ve karşılıklı güvenilirlik temelli bir modele doğru evriliyor. Mental sağlık ve iş güvenliği artık birbirinden ayrı başlıklar olarak değil, bütüncül bir güvenlik yaklaşımının tamamlayıcı unsurları olarak ele alınıyor.

Bu çerçevede psikolojik güvenlik, yalnızca çalışan refahı ile ilgili bir kavram değil; aynı zamanda fiziksel güvenliğin de temel ön koşullarından biri olarak değerlendiriliyor. Çalışanların sadece güvenli olması değil, kendilerini güvenli hissetmeleri de modern iş güvenliği yaklaşımının merkezine yerleşiyor.

İSG Teknik Ölçüm - 2026’da İş Sağlığı ve Güvenliğinde Neler Öne Çıkacak?

Sürdürülebilirlik ve Güvenlik İlişkisi

2026’ya girerken güvenlik ve sürdürülebilirlik arasındaki bağ da daha belirgin hâle geliyor. Kurumlar artık bu iki kavramı birbirinden bağımsız değil, ortak bir kurumsal sorumluluk alanı olarak ele almak zorunda.

Ancak bu noktada önemli bir güven riski dikkat çekiyor: Greenwashing, yani çevresel taahhütlerin gerçekte karşılığı olmadan iletişimde öne çıkarılması. Araştırmalar, çalışanların önemli bir bölümünün işverenlerinin sürdürülebilirlik söylemlerine temkinli yaklaştığını gösteriyor.

Bu tür algılar yalnızca çevre politikalarını değil, genel kurumsal güveni de etkileyebiliyor. Güven kaybı yaşayan çalışanların risk bildiriminde bulunma, destek arama veya sorunları açıkça paylaşma eğilimlerinin zayıflaması ise dolaylı olarak iş güvenliği üzerinde de olumsuz etki yaratabiliyor.

Özellikle genç nesil çalışanlar, kurumların güvenlik ve sürdürülebilirlik konularında daha samimi, şeffaf ve gerçekçi bir yaklaşım benimsemesini bekliyor.

2026 İçin Genel Değerlendirme

Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, iş sağlığı ve güvenliğinin artık çok katmanlı bir yapıya dönüştüğü görülüyor. Fiziksel riskler, psikolojik faktörler, teknoloji kullanımı ve kurumsal güven unsurları birbirini doğrudan etkileyen bir bütünün parçaları hâline geliyor.

Başarılı bir İSG yaklaşımı artık şu dengeyi kurabilmeli:

2026’nın temel mesajı: 

 

Güvenlik artık sadece prosedür değil, kurumsal güven meselesidir.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top